| | Üretsiz Blog oluştur
 
Jan
06
    
minikzuzular | 06 Ocak 2010 00:09 | etiket:  

Çoğu zaman ateş endişeye neden olması gereken bir durum değil. Kadıköy Şifa Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Arzu Yaşaroğlu Erkum, çocuğunuzun ateşini ne zaman düşürmek zorunda olduğunuzu, bunu nasıl yapabileceğinizi ve ne zaman uzmana danışmanız gerektiğini derledi.

Yanaklar kıpkırmızı, gözler küçücük, alın cayır cayır yanıyor, ama buna karşı eller ve ayaklar daha serin. Teşhis: Çocuğunuzun ateşi var! Yetişkinlerle karşılaştırıldığında bebekler ve çocuklar daha sık ve daha şiddetli ateşleniyor. Bunun nedeni; merkezi beyinde bulunan ısı ayarının henüz tam olarak gelişmemiş olması. Bu nedenle ateşe sebep olan faktörlerle karşılaşıldığında termometre yükseliyor ve aynı şekilde ısı ani bir biçimde tekrar düşebiliyor.

Vücut, enfeksiyonlara (bakteri ve virüsler) ateş ile cevap verebilir. Çoğu zaman da ateş daha sonra gelecek olan bir hastalığın ilk belirtisi de olabilir. 39 - 40 derecelik ateşte dolaşım sistemi uyarılır ve bununla birlikte bağışıklık sisteminin savunma mekanizması devreye girer. Virüsler ve bakteriler öldürülür veya çoğalmaları engellenir. Anne - babalar için önemli olan şunu bilmeleri: Ateşin yüksekliği hastalığın ciddiyeti hakkında bilgi vermez. Ateş, vücudun savunma mekanizmasının çalıştığının bir göstergesidir.

Vücutta neler oluyor?

Beden, hastalığa neden olan faktörlere karşı koyabilmek için normal ısısını daha yüksek bir değere yükseltiyor. Aynı zamanda vücudumuzda şu değişiklikler gözlemleniyor:
•    Kalp atışının hızlanması
•    Daha hızlı nefes alıp verme
•    Ateş yükseldiğinde titreme nöbetleri
Çoğu zaman aşırı derecede terleme vücut ısısının düşmesine öncülük ediyor ve aynı zamanda iyileşmenin göstergesi olarak kabul ediliyor.

Ne zaman doktora götürmeli?

Vücut ısısı makattan ölçüldüğünde 38 derecenin üstündeyse ateşten söz edilebilir. Uzmanların ateşte baz aldığı ölçüler şöyle:
•    Isının yükselmiş olması: 37,5 - 37,9 derece
•    Ateş: 38,0 - 39,4 derece
•    Yüksek ateş: 39,5 - 40,0 derece
•    Hayati tehlike: 40,5 derece ve sonrası

Hemen doktora gidilmesi gereken durumlar nelerdir?

•    Üç aydan daha küçük ise
•    Susmadan sürekli ağlıyorsa
•    Burnu temizlendiği halde nefes almakta güçlük çekiyorsa
•    Yutkunamıyor ya da sıvı içemiyorsa
•    Durumdan emin olamıyorsanız
•    Tuvaletini yaparken ağrısı oluyorsa
•    24 saatten fazla anlam veremediğiniz bir ateşi varsa
Bu belirtiler yoksa vücut ısısı 38 derece üzerine çıkan çocuğunuza evde ilk müdahaleyi yapabilirsiniz. Şayet ateş aynı derecede devam ediyorsa derhal bir uzmana görünün.

Ateş nasıl doğru ölçülür?

Evdeki ecza dolabınızda mutlaka bulunması gereken araçlardan biri ateşölçerdir (derece). Çünkü çocuğunuzun vücut ısısını elinizi alnına koyarak anlamanız mümkün değil. Elbette ateşölçer seçimi ve ölçüm biçimi de çok önemli. Peki doğru ölçüm nasıl yapılmalı? Ağızdan mı, koltukaltından mı, makat veya kulaktan mı? Araştırmalar, çocukların en çok kulaktan yapılan ölçümden hoşlandıklarını gösteriyor. Uzmanlar ise makat yolunu tercih ediyor. Çünkü en kesin sonuçları bu yolla elde edebiliyorlar. Sizin hangi yöntemi kullanacağınız kendi tercihinize kalmış. Fakat bebek ve çocukları asla ateşölçerle tek başına bırakmamanız gerektiğini unutmayın.
Makattan ölçüm: En emin yol. Ateşölçerin ucuna bir miktar yağ sürün. Çocuğu yan yatırıp dizlerini hafifçe bükün. Dijital bir ateşölçerle 30 saniye boyunca vücut ısısını ölçün. Ölçüm esnasında çocuğu oyalayın. Elde edeceğiniz sonuç koltukaltında alınandan yarım derece daha yüksek olacaktır.

•    Ağızdan ölçüm: Yaşça daha büyük çocuklar için uygundur. Ateşölçer 2 - 3 dakika dilin altında veya yanak boşluklarında tutulmalı. Değerler makattan alınanlara göre yarım derece daha düşük olacaktır. Kırılma riskini önlemek için normal termometre ile ölçüm yapmayın. Dijital ateşölçerler daha pratiktir.
Dikkat: Ölçümden 10 dakika önce alınan soğuk veya sıcak yiyecek, içecek yanıltıcı etki yaratabilir.
•    Koltukaltı ölçümü: Çok yaygın bir yöntem olmasına rağmen güvenirlik oranı düşüktür. Ayrıca çok hareketli çocuklar için de uygun olmayan bir metot, çünkü ölçüm en az 3 dakika sürüyor. Buradan yapılan ölçümün sonucu makattan yapılanla karşılaştırıldığında yaklaşık olarak 1 derece daha düşüktür. Büyük çocuklarda yöntemi denemek istiyorsanız, ölçerin ucunu koltukaltına yerleştirin ve çocuğun ölçeri kolu ile sıkıştırmasını sağlayın. Koltukaltı ve ateşölçerin kuru olmasına dikkat edin.
•    Kulaktan ölçüm: Minikler için en ideal yöntem kulak için özel termometreler. Üstelik hızlı sonuç vermesi nedeniyle sevilen bir ölçüm biçimi. Önemli olan doğru pozisyonu bulmak. Kulağın üst kısmını biraz yukarı çekerek ateşölçerin kulak zarına yaklaşmasını sağlamalısınız. Çıkan sonuç makattan alınan değerin yarım derece altındadır. Bebek ölçüm öncesinde sıcak bir yastığın üzerinde yatmış ise çıkan sonuç doğru olmayabilir. Böyle bir durumda yarım saat kadar beklemekte yarar var.

     Doktor görüşmelerinizde, kullanabileceğiniz ateş düşürücü ilacı ve hangi sıklıkta ne
ölçüde vereceğinizi önceden belirleyin. Evinizde ateş ölçer ve doktorunuzun önerdiği ateş düşürücü ilacı bulundurun. Çocuğunuzda ateş tespit ettiğinizde öncelikle ılık bir duş aldırın. Soğuk su ile uygulama yapmaktan kaçının. Hafif giysiler giydirin. Temelde ateşlenen bütün çocukların yakınlarının ilgisine ihtiyaçları vardır. Bundan dolayı hastalanan çocuğunuzu asla yalnız bırakmayın. Sesini duyabileceğiniz bir mesafede olun. Çoğu zaman loş ve serin bir oda çocuğun daha çabuk iyileşmesine yardımcı olur ve onu evin günlük telaşından uzak tutar Ayrıca miniğin sürekli sıvı almasını sağlayın. Özellikle yünlü battaniyelerden, terlemesine ve ısının birikmesine yol açan kalın giysilerden sakının. Ateş  bu yöntemlerle düşürülemiyor veya devam ediyorsa doktorunuzla temasa geçin.

www.bebek.com 'dan alınmıştır.



 
Jan
20
    
minikzuzular | 20 Ocak 2009 09:33 | etiket:  

baby10[1] goncom.net  

 goncam.net

suplat.bloggum.com 2

suplat.bloggum.com 

sublat.bloggum.com

resimhayattir.com 

resimhayattir.com

cocuk-resimleri-911958061750-orta[1] 

resimcim.net



 
Jan
20
    
minikzuzular | 20 Ocak 2009 09:33 | etiket:  

 ataturk_hs[1]sehnazca.blogcu.com 

 sehnazca.blogcu.com

ataveocukto1[1] www.kadinlarkulubu.com 

kadinlarkulubu.com

ataturk21_21[1]www.resimleresim.com 

resimleresim.com



 
Dec
15
    
minikzuzular | 15 Aralık 2008 17:21 | etiket:  
 

Yapılan pek çok araştırma, çocukların hem fiziksel hem de psikolojik açıdan sağlıklı gelişimi için doğumdan itibaren sabit bir bakımverenle (anne, baba, bakıcı, büyükanne, büyükbaba gibi) süreklilik içeren sevecen bir ilişki içinde bulunmasının şart olduğunu gösteriyor. İstanbul Parenting Center'dan Gelişim Uzmanı Psikolog Sinem Olcay, annenin işe başlama zamanı konusunda akıllara en çok takılan soruları yanıtlıyor.

Günümüzde, annenin iş hayatına dönme zorunluluğu, güvenilir bir bakıcı bulamama, kreşlerdeki bakımın yetersizliği gibi sebeplerle pek çok çocuk süreklilik içeren sevecen bir ilişki deneyiminden mahrum kalıyor ve gelişimsel açıdan dezavantajlı duruma düşüyor. İstanbul Parenting Center'dan Gelişim Uzmanı Psikolog Sinem Olcay, şöyle diyor: "Bu durumun bilincinde olan çoğu anne, işe dönme kararını verirken fazlasıyla zorlanır ve genelde yoğun suçluluk duygusu yaşar. Bebekleri için en iyisinin ne olduğunu öğrenmek isteyen bu annelerin aklında "Bebeğimi bırakıp işe başlamak için en doğru zaman ne zamandır?", "Kreşe başlatmak için doğru yaş hangisidir?" gibi sorular vardır. Aslında, çocuk bakımını düzenleme ve işe geri dönme konusundaki kararlarınızı belirleyecek tek ve net bir kural maalesef ki bulunmamaktadır. Her aile kendine özgü şartlar içinde yaşamaktadır ve en iyi çözümün ne olduğu aileden aileye farklılık gösterir."

Sizin için iyi olan bebeğiniz için de iyidir

Gelişimsel açıdan bakıldığında, şartların mükemmel olduğu bir dünyada yaşamın ilk yılları boyunca anne ve/veya babanın evde olup günün büyük kısmını bebekleriyle birlikte geçirmeleri gerekirdi. Ama gerçek hayat koşulları, sosyal ve ekonomik baskılar, kadının iş hayatındaki rolü bu idealle çatışıyor. İstanbul Parenting Center'dan Gelişim Uzmanı Psikolog Sinem Olcay, "Bebeğiniz, kendiniz ve aileniz için en iyi olan arasındaki dengeyi bulmaya çalışmak başlı başına bir iş haline gelmiştir." Diyerek şöyle devam ediyor: "Sizin için en iyisinin ne olduğu ile bebeğiniz için en iyisinin ne olduğu birbirine bağlıdır. Durumunuzla ilgili ne hissettiğiniz ve stresle nasıl başa çıktığınız bebeğinizle olan ilişkiniz açısından çok önemlidir. Eğer evde olmak ve işe dönmemek size büyük bir hayal kırıklığı ya da mutsuzluk yaşatıyorsa, çocuğunuzla evde doğru şekilde etkileşim kuramayabilirsiniz. Eğer işe dönmek ve bebeğinizin bakımını bir başkasıyla paylaşmak size büyük bir kayıp hissi yaşatıyorsa, bu da bebeğinizle olan ilişkinizi etkileyecektir. En önemli olan şey, yaptığınız seçimle rahat edebilecek olmanızdır. Size yanlış gelen bir şeyi yürürlüğe koymanızın kimseye faydası olmaz."

Ebeveynin işle ilgili tercihi ne olursa olsun bütün çocuklar zorlanır

Anneliğin büyük bir iş olduğunu, belli bir zaman aralığına indirgemenin ya da iş saatlerinin arasına sıkıştırmanın çok kolay olmadığını bilmek önemlidir. İstanbul Parenting Center'dan Gelişim Uzmanı Psikolog Sinem Olcay şöyle devam ediyor: "Yapılan araştırma ve gözlemler annelik rolünde ılımlı ve ölçülü olmanın kilit nokta olduğunu gösteriyor. Haftalık 40 saati aşan iş temposunun hem anneye hem bebeğe çok fazla geldiği kanıtlanmıştır. Diğer taraftan kendini çocuğuna tamamen bağlayan, çocuktan uzak vakit hiç geçirmeyen annelerin de en sonunda bunaldığı görülmektedir. Yarım zamanlı işler ya da iş saatleri konusunda esneklik en az suçluluk yaratan ve en fazla tatmin sağlayan seçenek gibi gözükmektedir. Ama maalesef ki çoğu iş yarım zamanlı yapılamamaktadır ve bazen ailenin finansal durumu her iki ebeveynin de tam zamanlı çalışmasını gerektirmektedir. Eğer ebeveynlerden biri için iş saatlerini azaltma fırsatı varsa, yaşamın ilk yıllarında bu fırsatı değerlendirmenizi ısrarla tavsiye ederim.

Pek çok anne, mükemmel çocuk yetiştirmeyi garantileyecek tek bir seçenek olduğuna inanmak ister. Kendine güvenen, ayrılma problemi ya da güvensizlikleri olmayan bir çocuk hayal eder. Maalesef ki bir çocuğun sürekli olarak iyiliğini garantileyecek bir formül yoktur. "Anne mutlu olursa çocuk da mutlu olur." ya da "İlk 3 yıl evde olursam çocuğum için her şey mükemmel olacak" gibi basit cevapların olabileceğine inanmak istesek de bilmeliyiz ki ebeveynin işle ilgili tercihi ne olursa olsun bütün çocuklar yaşamlarının belli zamanlarında zorlanır ve mücadele yaşarlar. anne ve çocuk arasındaki özel bağın çok farklı koşullarda ve pek çok fırtınaya rağmen gelişmeye devam ettiğini bilmek gerekir. Çalışan anneler de evde olan anneler de çocuklarıyla sağlıklı, sevecen ve güçlü bir ilişki sürdürebilirler. Bebeğinizdeki ve kendinizdeki sevebilme kapasitesini asla küçümsemeyin.

İstanbul Parenting Class
Zeytinoğlu Cad. Arzu 1 Apt.
No:2 Diare:27
Etiler/İstanbul
T&F: 212 351 90 01
sinem@istanbulparentingclass.com
www.istanbulparentingclass.com

 

www.bebek.com'dan alınmıştır.



 
Dec
15
    
minikzuzular | 15 Aralık 2008 17:21 | etiket:  
 

 bebek_resmi_371[1] 

1- Beslenmenin gerçekten önemli olduğuna onu inandırın

Çocuğunuza, beslenmenin önemini kavratan hikayeler, masallar anlatın; ona örnekler verin. Beslenmenin insan sağlığı için ne kadar önemli olduğuna inanmasını sağlayın.

2- Çocuğunuza beslenmeyi sevdirin

Beslenmenin eğlenceli olduğunu çocuğunuza hissettirin. Gülerek, oynayarak yemek yemesini sağlayın. Yemek yerken ona müdahale etmeyin, yiyecekleri istediği gibi döke saça yemesine izin verin.

3- Yemekleri çocuğunuz için çekici hale getirin

Ayıcık şeklinde kesip çocuğunuzun tabağına koyduğunuz bir dilim ekmek, gülen suratlı bir makarna tabağı, tabakta resim şekline getirilmiş çeşitli sebzeler, misket görünümünde köfteler, çiçek şeklindeki yumurta halkaları... Besinleri çocuğunuzun hoşuna gidecek hale getirin. Bu, sizin hayal gücünüze kalmış ama bir ipucu vermek gerekirse; çocuğunuzun sevdiği oyuncaklar ve çizgi film karakterleri gibi cisimler üzerinden giderseniz, daha başarılı olursunuz.

4- Çocuğunuza zorla yemek yedirmeyin, ısrar etmeyin

Çocuğunuza zorla yemek yedirmeyin! Eğer zorlarsanız, çocuğunuz yemek yemekten daha fazla uzaklaşabilir. Bu davranış, çocuğunuzda alışkanlık haline de gelebilir.

5- Beslenmesinde sevdiği besinleri kullanarak sevmediği besinlere alıştırın

Önce; çocuğunuzun severek tükettiği sağlıklı besinleri belirleyin. Bu besinlerle, çocuğunuzun fark etmeyeceği kadar az miktarda, severek tüketmediği, ancak tüketmesi gereken önemli besinleri karıştırıp, çocuğunuzun yemesini sağlayın (Bu karışımı her seferinde yapmayın. Bazen sevdiği besini tek başına verin.). Zaman içinde, karıştırdığınız besinin miktarını artırarak tükettirmeye devam edin. Belirli bir süre sonra, sevdiği besine karıştırdığınız bu besini az miktarda tek başına vermeye başlayabilirsiniz. Bu besin, çocuğunuzun damak tadına artık ters gelmeyeceği için, rahatlıkla tüketebileceği bir hal alır. (Karışım haline getirdiğiniz yemeğin, tadının güzel olmasına ve karıştırdığınız diğer besinle uyumlu olmasına önemle dikkat edin.)

6- İçecekleri yemekten önce tüketmemesini sağlayın

Pek çok çocuk, yemek saatinden önce acıkır ve bir şeyler içmek ister. Bunun sonucunda, midesi dolu olduğundan yemek yemek istemez, kendini tok hisseder. Bu nedenle; çocuğunuzun yemekten 1 saat öncesine kadar ve tabii yemek sırasında, sıvı alımını sınırlandırın. Masaya içecek koymamaya çalışın.

7- Çocuğunuza verdiğiniz yemeklerin karışık tatlarda olmamasına özen gösterin

Çocuğunuz, birçok besinin bulunduğu, bulamaç haline getirilmiş bir besini tüketmek istemeyecektir. Siz ister miydiniz? Bu besinlerin hepsi, besin değeri yüksek besinler olsa da tüketim açısından çekici gelmez ve çocuğunuz, yediği besinin karmaşık tadından rahatsız olabilir. Bu nedenle; çocuğunuza besinleri genellikle tek başına, yani ayrı tatlarda tükettirmeye çalışın. Çocuğunuzun damak tadı bu yönde gelişeceğinden, ileride de zorluk yaşamaz.

8- Çocuğunuzun tükettiği besinlerde çeşitlilik yaratın

Aynı yemekleri, çocuğunuzun önüne sık sık koymayın. Hem besin değeri çok yüksek hem de çocuğunuzun sevdiği bir besini ona tükettirmek istiyorsanız, farklı hazırlama ve pişirme yöntemleri kullanarak değişik yemekler yaratın. Örneğin; bir gün salçalı köfte, başka bir gün sulu köfte, patatesli köfte, sebzeli köfte, yoğurtlu köfte gibi alternatifler oluşturun.

9- Yemek saatlerini iyi seçin

Yemek saatlerini, çocuğunuzun uykusuz ve huzursuz olduğu saatlere değil; daha neşeli, keyifli olduğu saatlere denk getirin. Çocuğunuzun, yemeğini doğru saatlerde yemesi, ona daha keyifli ve sağlıklı yemek yiyebileceği bir düzen oluşturur.

10- Porsiyonlarını iyi ayarlayın

Onun bir çocuk olduğunu, gereksinimlerinin size oranla çok daha az olduğunu unutmayın ve tabağına, tüketebileceği miktarda yemek koyun. Bir diyetisyen yardımı alın ve çocuğunuzun gereksinimlerini birlikte belirleyin. Fazla miktarda koyduğunuz yemek, çocuğunuzu korkutabilir ve hepsini yiyemeyeceğinden, sizde; "Yine tabağındakini bitirmedi" psikolojisi oluşturabilir. Fazla porsiyonlardan onu mümkün olduğunca uzaklaştırın.

11- Çocuğunuzu sağlıksız atıştırmalardan koruyun

Çocukların pek çoğu; gofret, çikolata, kek, şeker, cips gibi besinleri tüketmeyi çok sever. Bu besinler, hem çok sağlıksızdır hem de bunları tükettikten sonra çocuğunuz yemek yemek istemeyecektir.

12- Sevmediği bir besini sık sık ona hatırlatmayın

Örneğin; çocuğunuz taze fasulyeyi sevmiyor olsun. O gün taze fasulye yaptıysanız; sofrada çocuğunuz dahil herkesin tabağına fasulye koyun. Sofrada taze fasulyeyi sevip sevmeme konusunu açmayın; çok normal bir şekilde tüketmeye başlayın. Çocuğunuz, herhangi bir baskı veya tepki görmediği için, kendi isteğiyle bu besini denemek isteyecektir.

13- Mutfakta size yardım etmesine izin verin

Yemek yaparken veya hazırlarken, çocuğunuzun size yardım etmesine izin verin. Sofrada ise, onu, yardımından dolayı takdir edin. Kendi yardımıyla hazırlanan yemeği iştahla yemek isteyecektir.

14- Yemeklere farklı isimler takın

Yemeklere, komik ve ilginç isimler takabilirsiniz. Bu durum, çocuğunuzda merak uyandıracak, yemeğe olan ilgisi artacaktır.

15- Yemek yerken dikkatini dağıtacak faaliyetlerden uzak tutun

Çocuğunuza, çok sevdiği bir çizgi filmin karşısında yemek yedirmeyin. Çocuğunuz yediğinin farkında olmayıp, tüm dikkatini çizgi filme vermek isteyebileceğinden yemek yemeği reddedebilir.

 

www.bebek.com



 
Oct
12
    
minikzuzular | 12 Ekim 2008 12:09 | etiket:  
 

Ebeveynler genellikle çocukları sözlü olarak övmenin ve gülümseme ya da kucaklama gibi diğer sosyal ödüllerin çocuk yetiştirmedeki önemini gözden kaçırırlar. İstanbul Parenting Class'tan Uzman Psikolog Sinem Olcay çocukları övmenin yaratacağı farkları sizlere anlatıyor.

Ebeveyn olarak övgünün dikkat çekici şekilde iyi davranışlar ya da çocuğun muhteşem bir performansı için saklanması gerektiğine inanabiliyoruz. Çoğu zaman çocukların sessizce oyun
oynamak ya da şikayet etmeden ev işlerine yardımcı olmak gibi iyi davranışlarını övme gereği duymuyoruz.

Oysaki araştırmalara göre, olumlu davranışların ilgi ve övgü görmemesi çocukların olumsuz davranışlarını arttırmaktadır. Aslında övgü ve cesaretlendirme, yeni bir beceriyi öğrenirken çocuğun attığı küçük adımları yönlendirmek, olumlu benlik algısını teşvik etmek ve çocukların zor işler karşısında kararlılıkla devam edebilmelerini sağlayan motivasyonu onlara sunmak için kullanılabilir. Maddi ödüllerin aksine, övgü ve diğer sosyal ödüller bakımından sınırsız bir kaynağa sahibiz. Çocukların olumlu davranışlarını övgüyle teşvik etmek çok az vakit gerektirir. "Sessizce oyun oynamana bayılıyorum. Kızıma bakın ne kadar büyümüş" türünden basit bir cümle ya da zamanlaması doğru, içten bir sarılma övgü için ihtiyacınız olan tek şeydir.

Bazı ebeveynler çocuklarını övmeyi nasıl ya da ne zaman yapacaklarını bilmedikleri için çocuk yetiştirmede çok faydalı olan bu yöntemi kullanmazlar. Oysaki denediğiniz de görürsünüz ki övgü gibi sosyal ödüller kullanmak ve çocuklara olumlu anlamda ilgi göstermek çocuk davranışlarında kısa sürede büyük etkiler yaratmaktadır.

Çocuğunuzu Överken Dikkat Etmeniz Gereken Noktalar:

 Övgü Belirgin Olmalı

Bir yorumun diğer bir yorumla arka arkaya hızlıca sıralandığı övgü şekli bulanıktır ve çok işe yaramaz. Örneğin, "Harika yaptın... Harika çocuk... Süper... Çok güzel..." şeklindeki övgüler övmeye çalıştığınız davranışı açıklamamaktadır. Açıklayıcı şekilde övmek daha etkilidir. Övgülerde, davranışı isimlendirerek açıklamalısınız. "İyi çocuk..." gibi bir övgü yerine "Senden rica ettiğimde oyuncaklarını topladığın için iyi bir çocuksun" ifadesi daha doğrudur. Olumlu davranışları açıklamanız çocuğunuzun hangi davranışların önemli olduğunu tam olarak anlamasına yardımcı olur.

 Doğru Davranış Övülmeli

Övgünün uygun davranışın ardından gelmesi kritiktir. Paylaşma davranışı için övgü çocuğunuz oyuncağını arkadaşıyla paylaştığı sırada verilmeli. Eğer çocuğunuz davranışın bütününe bakıldığında olumsuz bir şey yapıyorsa davranışın olası olumlu yönleri de dahil hepsini görmezden gelmek daha doğrudur. Ece, Can ile boya kalemlerini paylaşıyor ama bunu evin duvarlarını çizmek için yapıyorsa övgü almaması daha doğrudur.

 İstekli Olun

Bazı övgüler etkisizdir çünkü sıkıcı bir ses tonuyla hiç göz teması kurmadan ve gülümsemeden yapılmıştır. Aynı kelimeyi arka arkaya düz ve isteksiz bir ses tonuyla söylüyorsanız bu çocuğunuz için teşvik edici olmaz. Övgü sözcüklerinin etkisi isteğimizi aktaran sözsüz yöntemlerle arttırılabilir. Çocuğunuza gülümseyin, onu gözlerinizdeki sıcaklıkla sarın ya da onun sırtını sıvazlayın. Övgü enerji dolu bir şekilde, özenle ve içtenlikle söylenmeli.

 Övgü Anında Verilmeli

Bazen övgü, olumlu davranış gerçekleştikten saatler hatta günler sonra verilmektedir. Maalesef ki, övgü cümleleri zamanla teşvik edici etkisini kaybetmekte ve yapay durmaktadır. Hiç övmemektense gecikmeli de olsa övmek elbette ki daha iyidir ama en etkili övgü şekli olumlu davranışın gerçekleştiği 5 saniye içerisinde verilen övgüdür.

 Bir Davranışın Fark Edilmesi için Mükemmel Olması Gerekmez

Bir davranışı övgü ya da olumlu anlamda ilgi görmesi için mükemmel olması gerekmez. Aslında çocuklar bir davranışa ilk kez eğilim gösterdiklerinde, hedefe ulaşana kadar geçilen her küçük adımda teşvik edilmeye ihtiyaç duyarlar. Diğer türlü, yani övgü alabilmek için yeni davranışı ustalıkla sergileyene kadar beklemeleri gerektiğinde yeni davranıştan tamamen vazgeçebilirler. Yol boyunca attığı her küçük adımda çocuğu övmek gösterdiği çaba ve öğrenme azmi konusunda onu teşvik eder. Bu sürece "şekillendirme" denir ve çocuğu başarıya hazırlar.

 

www.istanbulparentingclass.com

 

www.bebek.com



 
Aug
24
    
minikzuzular | 24 Ağustos 2008 07:48 | etiket:  
 

Annede görülen diyabet hastalığı da bebekleri etkiliyor. Diyabetli bir annenin bebeği genellikle iri bebek oluyor ve hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü) daha sıklıkla ortaya çıkıyor. Bu bebeklerin doğumdan sonra, hemen ve sık sık emzirilmesi gerekiyor. Bebekte hipogliseminin var olması, havaleye de yol açabiliyor. Bebekler kalsiyum eksikliği, düşük şeker, yüksek ateş, doğumda beynin oksijensiz kalması ya da başka hastalıklar nedeniyle de havale geçirebiliyor.

International Hospital Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Deniz Tamtekin, tiroid bezi az veya çok çalışan annelerin tiroid ilaçlarını emzirirken de kullanmaları gerektiğini, tiroid ilaçlarının, bebeklere zarar vermediğini belirtiyor. Bazı bebeklerin tiroid bezi doğumsal olarak az çalışıyor. Hipotiroidi denilen bu hastalıkta bebek kalın sesli, kuru ve seyrek saçlı, kabızlık sorunu olan ve büyük dilli oluyor. Dili adeta ağzına sığmıyor. Tetkikleri yapılarak en kısa sürede tedaviye başlanması sonucunda, şikâyetleri düzelen bu bebekler, doktor kontrolünde ilaçlarını düzenli kullandıkları takdirde yaşlarına uygun gelişimlerini sürdürebiliyor.

Bebekler, altıncı aydan itibaren katı ve pürtüklü yiyeceklerle beslenmeye başlıyor. Ancak bu yeni dönem bazı bebekler için sancılı oluyor. Bebekler tadını sevmediği bir yiyecek olunca ağzını kapatıyor ve yemiyor. Dr. Deniz Tamtekin, bebeklerin annenin stresini ve mutluluğunu sünger gibi çektiğini belirterek; annenin bebekle yemek konusunda inatlaşmamasını, bir öğünde yemiyorsa açığını diğer öğünde kapatacağını söyledi.

Bebeklerde sindirim sisteminin gelişimi, doğum tartısının iki katına ulaşana kadar devam ediyor. Bu da ortalama 5-6 aylara denk geliyor. Israrcı annelerin bebeklerinde yemeğe karşı tepki oluştuğuna değinen Dr. Deniz Tamtekin, annelerin bu konuda sabırlı olmalarını istiyor. Bebeğin yemeği reddetmesinin altında herhangi bir hastalıktan kaynaklanan sorun yoksa inatlaşmak fayda getirmiyor. Çünkü bu inatlaşmanın sonunda bebekler kazanıyor. Eğer herhangi bir hastalığa bağlı olarak yemiyorsa, bununla ilgili tedavi yapılıyor.

Demir damlasını, portakal suyuyla verin

Sağlık Bakanlığı bebeklere dördüncü aydan itibaren koruyucu amaçla demir takviyesi verilmesini istiyor. Çünkü ilk altı ayda sadece anne sütü alan çocuklarda, altıncı ayın sonunda doğumda getirilen demir ve çinko deposu gibi elementlerin depoları azalmaya başlıyor. Bu nedenle dışardan demir takviyesi gerekiyor. Demir, damla ya da şurup formunda veriliyor. Bebek tadını beğenmeyip kusuyorsa, piyasada satılan başka bir demir preparatı denenmesinde yarar var. Dr. Deniz Tamtekin, C vitamininin demirin emilimini artırdığını, demir ilacının bebeklere taze sıkılmış portakal suyu ile birlikte verilebileceğini, böylece hem içimin kolaylaşacağını, hem de demir emiliminin artırılabileceğini vurguladı.



 
Jul
25
    
minikzuzular | 25 Temmuz 2008 09:30 | etiket:  
BİR GÜN SUSMAYI ÖĞRENDİM.
ÖYLE BİR SUSTUM Kİ BELKİ SONSUZA KADAR SUSACAKTIM.
ÇÜNKÜ SUSMAK BENİM KÜÇÜCÜK DÜNYAMDA BABAMLA KURDUĞUM İLETİŞİM TARZIYDI.
 
BABAM AKŞAMLARI EVE YORGUN DÖNERDİ.
BEN BÜTÜN GÜN EVDE SIKILIR ONUN GELİŞİNİ İPLE ÇEKERDİM.
DAHA O KAPIDAN GİRER GİRMEZ BOYNUNA ATILIR ONUNLA OYNAMAK İSTERDİM.
BABAM SARILIR, ÖPER SONRA DA, HADİ ODANA GİT, DERDİ.
YEMEK HAZIRLANINCA ANNEM ÇAĞIRIR BU DEFA MASADA BİR ARAYA GELİRDİK BABAMLA.
ONLAR ANNEMLE KONUŞURKEN BEN ARAYA GİRER, SESİMİ
DUYURAMAYINCA DA BAĞIRIRDIM.
 
BABAM SİNİRLENİR,
-'BÜTÜN GÜN İNSANLARA KAFA PATLATMAKTAN BUNALDIM, BİRDE SEN KAFAMI ÜTÜLEME!' DERDİ.
 
ANNEM DE
-'BÜTÜN GÜN ZATEN SENİNLE UĞRAŞTIM, BİR ÇİFT LAF DA MI KONUŞTURTMAYACAKSIN BABANLA?' DİYE ÇIKIŞIR, BENİ ODAMA GÖNDERİRDİ.
 
ÇARESİZ BİR ŞEKİLDE BOYNUMU BÜKER ODAMA YANİ HAPİSHANEME DOĞRU YOL ALIRDIM.
BABAM ARKAMDAN,
-'BİZİM BİR ODAMIZ BİLE YOKTU, HER ŞEYE SAHİP, HÂLÂ NE İSTİYOR ANLAMADIM.' DİYE BAĞIRMAYA DEVAM EDERDİ.
 
-'KEŞKE BENİM DE BİR ODAM OLMASAYDI, KEŞKE BİZİM DE EVİMİZ BİR ODALI OLSAYDI DA HEP BİRLİKTE OTURSAYDIK' DERDİM İÇİMDEN; AMA YÜKSEK SESLE SÖYLEMEYE CESARET EDEMEZDİM.
 
YEMEKTEN SONRA BABAM KANEPEYE UZANIR, ELİNE KUMANDAYI ALIR, TELEVİZYON SEYREDERDİ.
BENİ YANINA ÇAĞIRIR BİRAZ SEVERDİ.
ONUN İZLEYECEĞİ ÖNEMLİ BİRŞEY VARSA BENİ ADETA YERİMDEN BİLE KIPIRDATMAZDI.
AZICIK HAREKET EDİP KOŞUP OYNAMAYA ÇALIŞSAM ODA HAPSİM YENİDEN BASLARDI.
BİR GÜN ANLADIM Kİ SUSUNCA BABAMLA DAHA İYİ ANLAŞIYORUZ.
BU DEFA SUSARAK YAPABİLECEĞİM OYUNLAR GELİŞTİRMEYE BAŞLADIM.
 
ÖNCE RESİM YAPARAK BAŞLADIM İŞE.
BABAM ÇİZDİĞİM RESİMLERİ ÇOK BEĞENİYOR;
 
-'BAK, BÖYLE USLU USLU OYNA İSTE.' DİYORDU.
BABAM BAZEN GÖZ UCUYLA BAKIYOR, RESİMLE İLGİLİ BİR ŞEY SORSAM AFALLIYORDU. AMA BANA KIZARAK BENİ ARTİK ODAMA GÖNDERMİYORDU.
 
-'SON GÜNLERDE NE DE AKILLANDI BENİM OĞLUM.' DİYE KOMSULARA ANLATIYORDU ANNEM HALİMİ.
 
RESİMLERİM ARTTIKÇA ORTALIK DAĞILMAYA BAŞLADI.
ANNEM:
-'ODANI TOPLA!'DİYE ODAMA KAPATTIĞINDA İSE NEREDEN BAŞLAYACAĞIMI BİLEMİYORDUM.
 
BEN BUNLARLA UĞRAŞIRKEN ZAMAN GEÇİYOR; AMA ODAMI TOPARLAMAYI BECEREMİYORDUM.
ANNEM ODAMA GELİP
-'BAK SANA RESİM YAPMAYI YASAKLAYACAĞIM.' DEDİ BİR GÜN.
SUSUYOR OLMAMI USLULUK OLARAK DEĞERLENDİREN AİLEM RESİM YAPMAYI DA ELİMDEN ALIRSA BEN NE YAPACAKTIM?
 
 
BU DÜŞÜNCELERLE BİR AİLE TABLOSU YAPTIM.
BABAM EVE GELİNCE UYGUN ZAMANI KOLLADIM.
HER ZAMANKİ GİBİ YEMEKLER YENDİ, ODAYA GEÇİLDİ.
BABAM OTURUR OTURMAZ ÇİZDİĞİM RESMİ GETİRDİM.
BABAM BAKTI. HIM, DEDİ
-'ÇOK GÜZEL OLMUŞ. BU ADAM BENİM HERHALDE.' DEDİ.
BEN
-'HAYIR O ADAM DEĞİL, BU ÇOCUK SENSİN.'DEDİM.
O
-'HAYIR, BU ADAM BENİM, BU ÇOCUK SENSİN, BU KÜÇÜK KIZ DA ARKADAŞIN.'DEDİ.
 
BEN YİNE
-'HAYIR, O BÜYÜK ADAM BENİM, BU KÜÇÜK ADAM SENSİN, BU KÜÇÜK KIZ DA ANNEM.' DEDİM.
BABAM BENİMLE UĞRAŞMAKTAN VAZGEÇİP:
-'PEKİ NEDEN BİZİ KÜÇÜK ÇİZDİN?' DEDİ.
 
HEYECANLA BAŞLADIM ANLATMAYA.
BEN BÜYÜYÜP ADAM OLACAĞIM. İŞ BULUP ÇALIŞACAĞIM.
SİZ YAŞLANIP KÜÇÜLECEKSİNİZ. BELİNİZ BÜKÜLECEK, KOMŞUMUZ AHMET AMCA İLE AYŞE TEYZE GİBİ KÜÇÜCÜK KALACAKSINIZ.
 
BEN İŞTEN GELDİĞİMDE YORGUN OLACAĞIM.
SİZ BENİMLE KONUŞMAYA ÇALIŞTIĞINIZDA İŞYERİNDE KAFAM ŞİŞMİŞ OLACAĞINDAN SİZİ DUYMAYACAĞIM BİLE.
SİZ BENİMLE BİR ŞEYLER PAYLAŞMAK İSTEDİĞİNİZDE
-'HADİ ODANIZA ÇEKİLİN DE KAFA DİNLEYEYİM.' DİYECEĞİM.
VE BİR DE BAĞIRACAĞIM
-'HER ŞEYLERİNİ ALIYORUM. SICACIK ODALARI DA VAR, DAHA NE İSTİYORLAR' DİYE.
 
 
ANNEMLE BABAMIN GÖZLERİ FAL TAŞI GİBİ AÇILMIŞTI.
DUYDUKLARINA İNANAMIYORLARDI.
BANA SARILIP BENİ ÖYLE İÇTEN BİR OKŞAYIŞLARI VARDI Kİ SONSUZA KADAR KONUŞSAM HİÇ BIKMADAN DİNLEYECEKLER GİBİYDİ.
 
FARKINDA OLMALI İNSAN...
KENDİSİNİN, HAYATIN, OLAYLARIN, GİDİŞATIN FARKINDA OLMALI... 
 
ÖMÜR DEDİĞİN ÜÇ GÜNDÜR,
 
DÜN GELDİ GEÇTİ,
 
YARIN MEÇHULDÜR,
 
O HALDE , ÖMÜR DEDİĞİN BİR GÜNDÜR , O DA BUGÜNDÜR . . .
 
SEVGİYLE KALIN, SEVDİKLERİNİZLE KALIN. 


 
Mayıs
27
    
minikzuzular | 27 Mayıs 2008 13:58 | etiket: , ,  

Hangi konularda başarılısınız?
tatiş

ben çocuk bakımı konusunda çok başırılıyımdır ve el işi faaliyetlerinde başarılıyımdır. hatta komşu çocukları bile el işi faaliyetlerini  bana getirirler :)



 
Mayıs
18
    
minikzuzular | 18 Mayıs 2008 17:55 | etiket:  

Özgüven bir kişinin hayatta sahip olması gereken en önemli unsurların başında geliyor. Her anne - baba çocuğunun öz güven sahibi olmasını istiyor. Peki bunun için ne yapmalı? Yanıtını bu yazıda ELELE Çocuk ve Aile Psikolojik Danışmanlık Gelişim ve Eğitim Merkezi Psikolog ve Özel Eğitim Uzmanı Bihter Mutlu Gencer yanıtlıyor.

Özgüven nedir?

Özsaygı; kendini sevme; kendiyle barışık olma; psikolojik olgunluk, yani duygusal farkındalık/içgörü sahibi olma; basit ve yalın olabilme; kendini doğal olarak iyi ve yeterli hissetme, böylece hayatın zorlukları karşısında yıkılmak yerine sağlıklı çözümler üretebilme ;kendini güçlü ve güçsüz yanlarıyla kabul edebilme, eleştirilere açık olabilme; insanın yalnızlıkla kolaylıkla başa çıkabilmesi, tek başınayken de rahat ve huzurlu olabilmesi; düşünce ve duygularından rahatlıkla ve utanç duymadan söz edebilme; sağlıklı karar verebilme; karar ve düşüncelerine inandığı için bunları karşısındakine sağlıklı iletişim yollarıyla aktarabilme şeklinde açıklanabilir.

Özgüven ne değildir?

Özgüven sonsuz bir özgürlük duygusu değildir; kişinin "kendimi seviyorum" diye sınırlarını bilmeden hep kendi ihtiyaçlarını düşünerek hareket etmesi değildir. Kişinin bazı geliştirdiği sosyal beceriler sayesinde sosyal ortamlarda şişmiş bir ego ile çok rahatmış gibi davranması ama aslında derinlere bakıldığında sürekli bir iç huzursuzluğu yaşaması değildir. Kendi aksini suda gören Narsisa'nın kendine aşık olmaktan başka seçeneği yoktu. Belki de ancak böyle kapatabilirdi ruhunda açılmış olan yaraları...

Peki nasıl oluşuyor bu ruhsal yaralanma?

Şu şekilde sınıflandırabiliriz.

  • Bebeklik döneminde annenin bebeğin fiziksel ve ruhsal ihtiyaçlarını yeterli şekilde karşılayamaması sonucu bebeğin dünyayı anlamlandıramaması sonucu oluşabilir.
  • Ebeveynleri tarafından sürekli eleştirilen, müdahale edilen çocukta "utanç" duygusu gelişir. Hep bir şeyleri yanlış yapacakmış, yanlış bir şey söyleyecekmiş korkusu, zaten doğuştan "hatalıymış" duygusu gelir içine yerleşir.
  • Ayrıca anne babası tarafından hep bir kalıba sokulmaya çalışılmış bir çocuk yetişkin olduğunda da hep karşısındakini memnun etmeye yönelik tavır ve tutumlar geliştirir. Karşısındakinin kendisiyle ilgili ne düşündüğü konusunda aşırı duyarlı olur ve sürekli onun isteklerini tahmin etmeye ve ona göre davranmaya çalışır. Çünkü ancak ve sadece karşısındaki insanların istediği gibi birisi olursa sevilip kabul görebileceğini düşünür. Bu da doğal olarak büyük bir iç çatışma ve huzursuzlukla sonuçlanır. Bir yanda kişinin kendi kişiliği, kendi istekleri, yapabilecekleri ve bir yanda insanların beklentileri... Ortada sıkışıp kalır... Sürekli "hata yapmamalıyım yoksa sevilmem" duygusuyla yaşam ne kadar da zordur... Öte yandan kendi sınırlarını bilen ve ona göre karar alabilen kişiler, kendisini aşan ve zorlanacağını düşündüğü konularda "hayır" diyebilirler ve beklentileri karşılayabilmek konusunda ne kendilerini ne de başkalarını üzmüş olurlar.
  • Diğer uçta aşırı korumacı tutumlar mevcut. Bu tutumlar çocukların gün gelip de okul ortamı veya sosyal ortamlar gibi ebeveynsiz ortamlarda bulunmak zorunda kaldığında "sudan çıkmış balık" gibi hissetmesine neden olur. Çocuk o güne dek başardığı şeyleri tek başına değil de hep anne babası sayesinde başardığını fark eder ve onlar yanında olmazsa bir hiç olduğunu düşünür. Bu duygular yetişkinliğe kadar taşınabilir. Bu nedenle çocuğun yetkinliğini hissetmesi gerekir. Yani "bunu ben başardım" duygusunu yaşayabilmesi için ona değişik ortamlarda defalarca fırsat verilmesi gerekir. Çocuk bir şey dener, başaramaz, tekrar dener, yine başaramaz, tekrar dener ve sonunda başarır. Böylelikle kendisi ve yapabilecekleri konusunda fikir sahibi olmaya başlar. Çocuk mutlu olsun diye anne babalar onun yerine düşünürse çocuğun düşünmesine gerek kalmaz; onun yerine karar verirse çocuk karar vermeyi öğrenemez; çocuğun işlerini yaparsa çocuk bağımlı olur, kendisiyle ilgili yanlış algı ve inançlara sahip olabilir.

Ebeveynlerin çocuk yetiştirirken düştüğü hatalar nelerdir?

Bunu ebeveynlik mitleri diye de düşünebiliriz. İşte bazıları:

"Çok sarılıp öpersek çocuk şımarır"
Başka ihtiyaçları göz ardı edilip suçluluk duygusuyla sürekli öpülen çocuklarda olumsuz davranışlar görülebilir.

"Çok ilgi çocuğu doyumsuz yapar"
Tam tersine az ilgi çocuğu doyumsuz yapar, çünkü çocuk az ilgiyle doymaz ve olumsuz da olsa ilgi alabilmek için davranış problemlerine başvurur. Çünkü çocuk öyle veya böyle görülmek ister.

"Gerçek hayat çok acımasız. Çocuk da hayatın nasıl olduğunu şimdiden öğrensin" diyerek sınırlarının üzerinde sorumluluklar yüklenen çocukta başarısızlık ve yetersizlik duyguları gelişir.

"Çocuğu övmek onu şımartır" Elbette ki gereksiz, yersiz veya haddinden fazla övgü çocuğun anne babaya olan güvenini sarsar. Çocuk dürüst olmayan bir övgüyü hemen anlar ve hak etmediğini bilir.

"Dünya tehlikelerle dolu, çocuğu sürekli korumak gerek" tutumunun aşırıya kaçması durumu Elbette ki çocuğumuzu korumak zorundayız. Ancak aşırı korumacı yaklaşımlar çocuğu geliştirmez, bağımsızlık ve bireyselliğini desteklemez.

Ebeveynler Neler Yapmalılar?

Altın kurallar:

* Çocuğu dinlemeli, duygu ve düşüncelerinin önemli olduğunu ona hissettirmeli.

* Çocuğu koşulsuz sevmeli, biricik ve özel olduğunu hissettirebilmeli.

* Yaşına göre sorumluluk vermeli ve çocuğa güvenebilmeli, ona güvendiğini gösterebilmeli. Anne baba ona güvenmeli ki o da kendisine güvensin. Ayrıca çocuğun limitlerini bilmek ve beklentileri kapasiteye göre ayarlayabilmek de çok önemli.

* Aşırı korumacı yaklaşmak yerine çocuk büyüdükçe yaşına göre bağımsızlığını desteklemeli. Bir yaş civarında arkasında durarak düşüp tekrar kalkma tecrübesini yaşamasına, ergen olduğunda arkadaşlarıyla sinemaya gitmesine izin verebilmeli...

* Ebeveynlerin kendilerinin de özgüven sahibi birer yetişkin olarak çocuklarına model olmaları gerekir. Hatalar karşısında "sadece bir hayat tecrübesiydi" diyebilmek yerine kendisini çocuğunun önünde acımasızca eleştiren ebeveyn olumsuz bir örnek teşkil eder. İyimser bakış açılarına sahip aile ortamlarında yetişmek çocuğun özgüveninin gelişmesinde etkilidir.

* Sağlıklı iletişimlerin yaşandığı güven temelli ev ortamları yaratabilmeli.

* Çocukların yaşı büyüdükçe okul ve arkadaş çevresi özgüveni üzerinde zaman zaman olumsuz etkiler oluşturmaya başlayabilir. Anne babaların aşırı korumacı yaklaşmadan, bu gibi yaşantılara duyarlı olması ve çocuğun kendisiyle ilgili pozitif inançlarını tazelemesine yardımcı olması gerekir.

* Anne babalar çocuklarını onların birer uzantıları olarak görmek yerine onun gelişip bireyselleşmesini ve kendilerinden farklı bir birey olmasını saygıyla ve büyük bir merakla izlemek durumunda olduklarını hep hatırlamalılar.

ELELE Çocuk ve Aile Psikolojik Danışmanlık Gelişim ve Eğitim Merkezi

(212) 2239107

www.elelecocukaile.com

www.bebek.com