Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
 
May
27
    
minikzuzular | 27 Mayıs 2008 15:58 | etiket: , ,  

Hangi konularda başarılısınız?
tatiş

ben çocuk bakımı konusunda çok başırılıyımdır ve el işi faaliyetlerinde başarılıyımdır. hatta komşu çocukları bile el işi faaliyetlerini  bana getirirler Gülümseyen



 
May
18
    
minikzuzular | 18 Mayıs 2008 19:55 | etiket:  

Özgüven bir kişinin hayatta sahip olması gereken en önemli unsurların başında geliyor. Her anne - baba çocuğunun öz güven sahibi olmasını istiyor. Peki bunun için ne yapmalı? Yanıtını bu yazıda ELELE Çocuk ve Aile Psikolojik Danışmanlık Gelişim ve Eğitim Merkezi Psikolog ve Özel Eğitim Uzmanı Bihter Mutlu Gencer yanıtlıyor.

Özgüven nedir?

Özsaygı; kendini sevme; kendiyle barışık olma; psikolojik olgunluk, yani duygusal farkındalık/içgörü sahibi olma; basit ve yalın olabilme; kendini doğal olarak iyi ve yeterli hissetme, böylece hayatın zorlukları karşısında yıkılmak yerine sağlıklı çözümler üretebilme ;kendini güçlü ve güçsüz yanlarıyla kabul edebilme, eleştirilere açık olabilme; insanın yalnızlıkla kolaylıkla başa çıkabilmesi, tek başınayken de rahat ve huzurlu olabilmesi; düşünce ve duygularından rahatlıkla ve utanç duymadan söz edebilme; sağlıklı karar verebilme; karar ve düşüncelerine inandığı için bunları karşısındakine sağlıklı iletişim yollarıyla aktarabilme şeklinde açıklanabilir.

Özgüven ne değildir?

Özgüven sonsuz bir özgürlük duygusu değildir; kişinin "kendimi seviyorum" diye sınırlarını bilmeden hep kendi ihtiyaçlarını düşünerek hareket etmesi değildir. Kişinin bazı geliştirdiği sosyal beceriler sayesinde sosyal ortamlarda şişmiş bir ego ile çok rahatmış gibi davranması ama aslında derinlere bakıldığında sürekli bir iç huzursuzluğu yaşaması değildir. Kendi aksini suda gören Narsisa'nın kendine aşık olmaktan başka seçeneği yoktu. Belki de ancak böyle kapatabilirdi ruhunda açılmış olan yaraları...

Peki nasıl oluşuyor bu ruhsal yaralanma?

Şu şekilde sınıflandırabiliriz.

  • Bebeklik döneminde annenin bebeğin fiziksel ve ruhsal ihtiyaçlarını yeterli şekilde karşılayamaması sonucu bebeğin dünyayı anlamlandıramaması sonucu oluşabilir.
  • Ebeveynleri tarafından sürekli eleştirilen, müdahale edilen çocukta "utanç" duygusu gelişir. Hep bir şeyleri yanlış yapacakmış, yanlış bir şey söyleyecekmiş korkusu, zaten doğuştan "hatalıymış" duygusu gelir içine yerleşir.
  • Ayrıca anne babası tarafından hep bir kalıba sokulmaya çalışılmış bir çocuk yetişkin olduğunda da hep karşısındakini memnun etmeye yönelik tavır ve tutumlar geliştirir. Karşısındakinin kendisiyle ilgili ne düşündüğü konusunda aşırı duyarlı olur ve sürekli onun isteklerini tahmin etmeye ve ona göre davranmaya çalışır. Çünkü ancak ve sadece karşısındaki insanların istediği gibi birisi olursa sevilip kabul görebileceğini düşünür. Bu da doğal olarak büyük bir iç çatışma ve huzursuzlukla sonuçlanır. Bir yanda kişinin kendi kişiliği, kendi istekleri, yapabilecekleri ve bir yanda insanların beklentileri... Ortada sıkışıp kalır... Sürekli "hata yapmamalıyım yoksa sevilmem" duygusuyla yaşam ne kadar da zordur... Öte yandan kendi sınırlarını bilen ve ona göre karar alabilen kişiler, kendisini aşan ve zorlanacağını düşündüğü konularda "hayır" diyebilirler ve beklentileri karşılayabilmek konusunda ne kendilerini ne de başkalarını üzmüş olurlar.
  • Diğer uçta aşırı korumacı tutumlar mevcut. Bu tutumlar çocukların gün gelip de okul ortamı veya sosyal ortamlar gibi ebeveynsiz ortamlarda bulunmak zorunda kaldığında "sudan çıkmış balık" gibi hissetmesine neden olur. Çocuk o güne dek başardığı şeyleri tek başına değil de hep anne babası sayesinde başardığını fark eder ve onlar yanında olmazsa bir hiç olduğunu düşünür. Bu duygular yetişkinliğe kadar taşınabilir. Bu nedenle çocuğun yetkinliğini hissetmesi gerekir. Yani "bunu ben başardım" duygusunu yaşayabilmesi için ona değişik ortamlarda defalarca fırsat verilmesi gerekir. Çocuk bir şey dener, başaramaz, tekrar dener, yine başaramaz, tekrar dener ve sonunda başarır. Böylelikle kendisi ve yapabilecekleri konusunda fikir sahibi olmaya başlar. Çocuk mutlu olsun diye anne babalar onun yerine düşünürse çocuğun düşünmesine gerek kalmaz; onun yerine karar verirse çocuk karar vermeyi öğrenemez; çocuğun işlerini yaparsa çocuk bağımlı olur, kendisiyle ilgili yanlış algı ve inançlara sahip olabilir.

Ebeveynlerin çocuk yetiştirirken düştüğü hatalar nelerdir?

Bunu ebeveynlik mitleri diye de düşünebiliriz. İşte bazıları:

"Çok sarılıp öpersek çocuk şımarır"
Başka ihtiyaçları göz ardı edilip suçluluk duygusuyla sürekli öpülen çocuklarda olumsuz davranışlar görülebilir.

"Çok ilgi çocuğu doyumsuz yapar"
Tam tersine az ilgi çocuğu doyumsuz yapar, çünkü çocuk az ilgiyle doymaz ve olumsuz da olsa ilgi alabilmek için davranış problemlerine başvurur. Çünkü çocuk öyle veya böyle görülmek ister.

"Gerçek hayat çok acımasız. Çocuk da hayatın nasıl olduğunu şimdiden öğrensin" diyerek sınırlarının üzerinde sorumluluklar yüklenen çocukta başarısızlık ve yetersizlik duyguları gelişir.

"Çocuğu övmek onu şımartır" Elbette ki gereksiz, yersiz veya haddinden fazla övgü çocuğun anne babaya olan güvenini sarsar. Çocuk dürüst olmayan bir övgüyü hemen anlar ve hak etmediğini bilir.

"Dünya tehlikelerle dolu, çocuğu sürekli korumak gerek" tutumunun aşırıya kaçması durumu Elbette ki çocuğumuzu korumak zorundayız. Ancak aşırı korumacı yaklaşımlar çocuğu geliştirmez, bağımsızlık ve bireyselliğini desteklemez.

Ebeveynler Neler Yapmalılar?

Altın kurallar:

* Çocuğu dinlemeli, duygu ve düşüncelerinin önemli olduğunu ona hissettirmeli.

* Çocuğu koşulsuz sevmeli, biricik ve özel olduğunu hissettirebilmeli.

* Yaşına göre sorumluluk vermeli ve çocuğa güvenebilmeli, ona güvendiğini gösterebilmeli. Anne baba ona güvenmeli ki o da kendisine güvensin. Ayrıca çocuğun limitlerini bilmek ve beklentileri kapasiteye göre ayarlayabilmek de çok önemli.

* Aşırı korumacı yaklaşmak yerine çocuk büyüdükçe yaşına göre bağımsızlığını desteklemeli. Bir yaş civarında arkasında durarak düşüp tekrar kalkma tecrübesini yaşamasına, ergen olduğunda arkadaşlarıyla sinemaya gitmesine izin verebilmeli...

* Ebeveynlerin kendilerinin de özgüven sahibi birer yetişkin olarak çocuklarına model olmaları gerekir. Hatalar karşısında "sadece bir hayat tecrübesiydi" diyebilmek yerine kendisini çocuğunun önünde acımasızca eleştiren ebeveyn olumsuz bir örnek teşkil eder. İyimser bakış açılarına sahip aile ortamlarında yetişmek çocuğun özgüveninin gelişmesinde etkilidir.

* Sağlıklı iletişimlerin yaşandığı güven temelli ev ortamları yaratabilmeli.

* Çocukların yaşı büyüdükçe okul ve arkadaş çevresi özgüveni üzerinde zaman zaman olumsuz etkiler oluşturmaya başlayabilir. Anne babaların aşırı korumacı yaklaşmadan, bu gibi yaşantılara duyarlı olması ve çocuğun kendisiyle ilgili pozitif inançlarını tazelemesine yardımcı olması gerekir.

* Anne babalar çocuklarını onların birer uzantıları olarak görmek yerine onun gelişip bireyselleşmesini ve kendilerinden farklı bir birey olmasını saygıyla ve büyük bir merakla izlemek durumunda olduklarını hep hatırlamalılar.

ELELE Çocuk ve Aile Psikolojik Danışmanlık Gelişim ve Eğitim Merkezi

(212) 2239107

www.elelecocukaile.com

www.bebek.com



 
May
13
    
minikzuzular | 13 Mayıs 2008 10:51 | etiket:  

Bütün çocuklar daire olur. Bir ebe seçilir ve dairenin dışına çıkar. Ebe arkadaşlarından birinin omuzuna dokunur ve "kuzumu gördünüz mü?" diye sorar. Omuzuna dokunulan çocuk "hayır görmedim, giysisi nasıl?" der.Ebe diğer arkadaşlarından birinin giysisinin rengini, şeklini vb. özelliklerini söyler. Kendisinin anlatıldığını anlayan çocuk dairenin etrafında koşmaya başlar. Ebe kaçan çocuğu yakalamaya çalışır. Çocuk yerine ulaşamadan ebeye yakalanırsa ebe olur. Yakalanmazsa ebe oyuna tekrar başlar. Oyun böylece devam eder...



 
Nis
30
    
minikzuzular | 30 Nisan 2008 09:18 | etiket:  

 Görüntü001 

 Kaşık çocuğunuzu isterseniz çocuğunuzla birlikle yapabilirsiniz. Çocuğunuzda kendi yaptığı, kendi emeğinin bulunduğu bir oyuncağı çok sevecektir. Bu oyuncak ona çok güzel bir hediye olabilir....

MALZEMELER:

  • Tahta kaşık
  • Kumaş parçaları
  • Siyah keçeli kalem
  • İğne, iplik
  • Pamuk
  • Yün parçaları
  • Yapıştırıcı

YAPILIŞI:

Tahta kaşığın tersine çocuğun kaşını,gözünü, burnunu ve ağzını çizin. kaşığın boyutlarına uygun çocuğa gömlek ve pantalon dikiniz. Çocuğu kız yapmak isterseniz elbise dikebilirsiniz. Kıyafetleri kaşığa giydiriniz. Kıyafetlerin içine pamuk doldurunuz. Kıyafetler üzerinden kaymaması için kıyafetlerin kenarlarını ve birbirlerine dikiniz. Birbirlerine diktiğiniz dikiş görünmemesi için üzerine kemer yapabilirsiniz. Daha sonra çocuğun saçlarını istediğiniz gibi yünlerden keserek yapıştırınız. Ufak tefek süslemeler yapabilirsiniz. Kaşık çocuğunuz hazır...



 
Nis
27
    
minikzuzular | 27 Nisan 2008 15:46 | etiket:  
  • Onun adına yalan söyleyin.
  • Onun davranışları için mazeretler üretin.
  • Onun hatalarının bedellerini siz ödeyin.
  • Bizzat siz sorumluluk, kararlılık ve söylediklerini yerine getirme konusunda eksiklikler göstererek "iyi" bir model olun.
  • Hatalı olduğunda hatasını reddedin.
  • Daha fazla çatışma oluşturmamak için kabul edilemez davranışlarını affedin, hoşgörün.
  • İyi bir mazereti varsa yaptıklarının yanına kâr kalmasını sağlayın.
  • Nasıl olsa sizin yapmanız daha kolay, onun evdeki işlerini siz yapın.
  • Bu sefer çok ciddiyim sozunu çok sık kullanın.

HELİK DERGİSİ



 
Nis
19
    
minikzuzular | 19 Nisan 2008 10:54 | etiket:  
 

Çocukluk döneminde özellikle 3 - 4 yaşlarında çocukların kötü söz söylemeleri ve hatta küfür etmeleri rastlanan bir davranış. Ancak böyle bir durumun alışkanlık haline gelmesini engellemek için yapılması gerekenleri Davranış Bilimleri Enstitüsü Çocuk ve Genç Bölümü Psikolog Şeyda Özdalga sizlerle paylaşıyor.Davranış Bilimleri Enstitüsü Çocuk ve Genç Bölümü Psikolog Şeyda Özdalga, 3 - 4 yaş çocuklarının genel özelliklerini şöyle sıralıyor: "Bilişsel, duygusal ve sosyal gelişim olarak 3-4 yaşı kapsayan iki yıllık yelpaze deki farklılıklarla birlikte bu yaş çocukları büyük ölçüde ben merkezcidir. Genelde neşeli olduğu yaşlardan daha bağımsız, inatçı ve kendi isteği ile hareket etme değişimi gözlenir. Aile içinde geçerli olan bazı kuralları, yavaş yavaş paylaşmayı, isteklerinin yerine getirilmesi için sabırlı olmayı öğrenmeye de başlar. Yaşıtlarını veya yetişkinleri sürekli taklit eder, onların davranışlarını ve sözlerini tekrarlar. Çevresi ile sözlü iletişim kurabilen, yaşıtlarıyla  kısa süreli de olsa oynayabilecek şekildeki birlikteliği onun sosyalleşme yolundaki ilk gerçek deneyimleridir. Genellikle kendi isteklerinin yerine getirilmesi ile ilgili, talepler nedeniyle çıkacak çocukların arasındaki çatışmalar için bir yetişkinin rehberliğine her zaman ihtiyaç vardır. Bu çatışmalarda  arkadaşlarına kabadayılık taslar, gözdağı verip sürekli böbürlenir.  Dili kullanması çevresi tarafından sunulan dil ortamı ile ilişkili olarak gelişir. Kullanılan dilin kalitesi, çocukla konuşma sıklığı, sorulara cevap verme veya soru sorma yoğunluğu, emir cümleleri değil, sıfatlar, zamirler gibi tanımlayıcı sözcüklerin kullanılması dil gelişimi için önemlidir. Yetişkinlerden duyduğu, gördüğü iyi-kötü her şeyi taklit eder. Dili bozuktur, küfredip, kötü sözler söyleyebilir. Başkalarına isim takar, arkalarından bağırır. Yakın geçmişteki olayları, deneyimleri, olup bitenler arasında ilişki kurarak anlatır. Özellikle sevdiği insanlara karşı çelişkili duygular içindedir. Bu nedenle zaman zaman hem bedeniyle hem de sözle kızgın ve saldırgan olabilir. Toplum içinde bazen olumlu bazen olumsuz davranır. Bu yaşlardaki çocuklar, yetişkinin isteklerini mantıklı olarak açıklamasını ister, kendi davranışlarını, yetişkinleri çekinmeden eleştirir, zaman zaman küfür sayılabilecek kelimeleri kullandığı, yetişkine karşı çıktığı gözlenebilir."

Neden kötü söz söylerler?

Çocuklar çevrelerine söyledikleri kötü sözleri, kızmak, engellenmek, öfke duygularının ifadesi yanında,  tepkileri takip ederek dikkat çekmek, ilgi ihtiyacı,  yetişkinliğe ulaşma kriteri olarak görme, yetişkinleri taklit etme, kendini güçlü, özgür hissetme ve tepki gösterme aracı olarak kullanırlar. Genel küfür ve kötü söz kategorileri kızgınlık öfke ile zeka, diğer özürler ya da hayvan isimleri ile söylenen aşağılama kelimeleriyle kişiye yönelik, karşı tarafa zarar vermeyi uman beddua şeklinde ya da  cinsel içeriklidir. Bu yaş çocuklarında ise sarsmak, şok etmek, ağızdan kaçan, kendini savunmak, zevk almak amacıyla söylenmiş daha masumane sözlerdir. "Pis Kaya", "kötü çocuk",  "eşek", "kakasın sen" gibi kelimeler yanında daha ileri yaşlarda bazı organ isimleri(meme, pipi) ile duruma heyecan katarak tepkileri izleyen sözcüklerdir..

Çocuk kötü sözleri nereden öğrenir, duyar?

Öncelikle yakın çevresi olan ailesi tarafından sunulan dil ortamı model olmaktadır.  Ayrıca bu dili kullanan çocuğun aile tarafından desteklenmesi, şirinlik olarak görülüp kabul edilmesi de devamını sağlar. Oyun çevresinden, arkadaşlarından , televizyondan ya da bir şarkı sözünden de öğrenebilir.

Kötü sözler kullanan bir çocuğa ebeveynler nasıl yaklaşmalıdır?

  • Öfke ve düşmanlık dolu sözlerle model olmayıp, örnek olunuz.
  • Çevreden duymasını engelleyiniz.
  • Söylenen sözün anlamını ona açıklayınız.
  • Bu kelimeleri duymaktan dolayı rahatsızlığınızı dile getiriniz.
  • Duygularını başka türlü ifade etmesini sağlayınız.
  • Dikkat çekmek amacını taşıyorsa görmezden geliniz.
  • Şaşkınlıkla, kızarak ya da gülerek tepki vermeyiniz.
  • Başka aktivitelere yönlendiriniz.
  • Zaman ayırarak, olumlu ilişki kurun, cesaretlendiriniz.
  • Güzel konuşmalarını takdir edip, güzel konuşmalarının artmasını sağlayınız.

www.bebek.com



 
Nis
07
    
minikzuzular | 07 Nisan 2008 16:36 | etiket:  
3 yaşına gelmiş hala emzik emen çocuklar gördüğümüzde hepimiz yadırgarız ve belki de bebeklere en baştan hiç emzik verilmemeli diye düşünürüz. Çoğu yeni anne emziği gereksiz ve kötü bir alışkanlık olarak değerlendirir. "Ama emziği denemeye başladıklarında bu fikirleri değişebilir." diyen İstanbul Parenting Class'dan Uzman Psikolog Sinem Olcay konuyla ilgili merak edilenleri anlatıyor.

- Emzik ne zaman verilebilir?

3 yaşına gelmiş hala emzik emen çocuklar gördüğümüzde hepimiz yadırgarız ve belki de bebeklere en baştan hiç emzik verilmemeli diye düşünürüz. Çoğu yeni anne emziği gereksiz ve kötü bir alışkanlık olarak değerlendirir. Ama emziği denemeye başladıklarında bu fikirleri değişebilir. Bazı bebekleri emzirirken ilk 20 dk boyunca iyi beslendiğini ama devam eden zamanda pek süt çekmiyor olsa da memeye yapışık bir şekilde kalıp emme hareketleri yapmaya devam ettiğini görebilirsiniz. Bu durumda bebeğinize bir emzik verirseniz ilk denemede kabul etmese bile zamanla emme ihtiyacını emzikle karşılamaya başlayacağını görebilirsiniz. Bu durum sizin için de rahatlatıcı olacaktır.

- Bebeklerde emme refleksi neden olur?

Emme refleksi insan yavrusunun beynine güçlü bir şekilde yerleşmiştir. Ayrıca, bebeklerin sakinleşmesini en çok sağlayan aktivitelerden biridir ve bebeklerin üzerindeki gerginliği atma ve sütünü bitirdikten sonra kendi kendine gevşeme yoludur.

- Neden bazı bebeklerin emme ihtiyacı daha çok olur?

Bazı bebeklerin emmeye diğerlerinden daha çok ihtiyacı olur. Bu bebekler annenin memesinin daha uzun bir süre boyunca emerler sonra yumruklarını, battaniyelerini ya da ebeveynin parmak eklemlerini emmeye devam ederler. Bir emzik emmek aynı derecede rahatlatıcı, sakinleştirici ve hatta bebeğiniz için gerekli bir aktivite olabilir. Bu davranışın içgüdüsel temelleri vardır.

- Emzik dil gelişimini engeller mi?

Emziğin bebeğin dil gelişimini engellediğinden endişe edilir. Eğer emzik aşırı kullanılıyorsa yani bir ebeveynin bebeğin çıkardığı sesler karşısındaki ilk tepkisi emzik vermek ise evet önünde sonunda bebeğin cıvıldama ve sesleri keşfetme ihtiyacını zedeleyecektir. Bebeklerin çoğunun emziğe duyduğu ihtiyaç kelimeleri kullanmaya başlamadan çok önce 4 ya da 5 aylıkken azalır.

- Emzik ne zaman bırakılmalıdır?

Bebeğinizle emziği çok rahat kullanabilirsiniz ama sürenin uzadığını ve emziği bırakma zamanı geldiğini düşünüyorsanız. Emzik bıraktırma sürecini önceden düşünmeli, bunu yumuşak geçişlerle yapmalısınız. Bunun için, birlikte parka gidip emziği atma gibi seremoniler vardır. Emzik bırakma dönemine bebeğiniz kısa süreli gerileyebilir, size daha çok ihtiyaç duymaya başlayabilir. Bu dönemde onu biraz şımartmanız gerekebilir. Emzik bırakma ciddi bir konudur. Bebeğin hayatından önemli bir şeyi çektiğinizi unutmayın.

www.bebek.com



 
Mar
16
    
minikzuzular | 16 Mart 2008 16:08 | etiket:  
 

  Çocuklar öfkelerini, sevinçlerini çizdikleri resimler ile anlatır. Kullandıkları renge ve çizdiklerine bakarak onun ruh halini anlayabilirsiniz

  Zaman zaman çocuklarımızı ellerinde kalemle kağıt üzerine şekil veya resim çizerken görürüz. Bu şekil veya resimler kimi zaman bize anlamlı, kimi zaman ise anlamsız gelebilir. Oysa bir çocuğun içinde bulunduğu psikolojik durumun en iyi şekilde anlaşılabilmesi için bu çizimler bizlere büyük bir yol göstericidir. Alman Hastanesi çocuk ve Ergen Psikoloğu Özge Türk "Resim, çocuğun içsel dünyasını ortaya koyan, duygu ve düşüncelerini yansıtan bir araçtır. Aynı zamanda çocuğun el-göz koordinasyonu, zihinsel kapasitesi yani gelişimi hakkında da bilgi verir. Burada çocuğun yaşı temel alınmalıdır, her yaşın çizebileceği resimler farklıdır, bunlar gelişimsel bir sürekliliği izlerler. İlk karalamalar 10-12. aylar arasında başlar'' diyor.

Hangi Yaşta Neler Çizebilir?

  Yaş ilerledikçe karalamalar çizgilerin yerini alır. 2 yaşında bir çocuk yönü olmaksızın çizgi çizmeyi taklit eder. 2,5 yaşında yatay ve dikey çizgileri yapabilmektedir. 3 yaş çocuğu kabaca bir yuvarlak çizebilir. Bu yaş çocuğundan adam çizmesi istendiğinde tipik olarak büyük bir daire ve içine göz-ağızdan oluşan ufak daireler koyabilir. 4 yaş çocuğu bu yuvarlağa bacaklar ve kolları da ekleyecektir. İlerleyen yaşlarda çizdikleri figürlere ayrıntılar ekleyeceklerdir. Çocuk , kendisi için önemli olan ayrıntıları daha büyük olarak çizecektir. 6 yaşından önce mekana yerleştirme ve oranlar abartılı olabilir, 6 yaşından sonra gerçekçi oranlar ortaya çıkacaktır. Karalama döneminde çocuk renkleri ayırt edemez, renklerin ayırt edilip, kullanılması 4-5 yaşlarındadır. 

Seçtiği Renk İpucu Veriyor

  Çocuklar o anki ruhsal dünyalarını en iyi tanımlayacak rengi seçerler. Örneğin ; ebeveyn kaybı ile yas yaşayan bir çocuk kağıdın tümünü siyah renge boyayabilir ya da öfkeli, kızgın bir çocuk kırmızı rengi daha fazla kullanabilir. Resimlerdeki boyutlar, çocuğun kağıdı nasıl kullandığı da bize çocuk hakkında ipuçları verir. Örneğin ; içe kapanık, çekingen, ürkek bir çocuk kağıdın küçük bir kısmını kullanarak, figürleri de çok küçük çizebilir ya da duygularını kontrol etmekte güçlük çeken bir çocuk tüm kağıda yayılarak çizimini tamamlayabilir.

Birlikte Resim Yapın

  Anne ve babalar çocuklarına resim ile ilgili birkaç taktik öğretip, onlara yardımcı olabilirler. Birlikte resim yapma faaliyeti çocuk için eğlenceli, aynı zamanda geliştirici bir faaliyettir. Ancak, çocuğa resmini tamamlarken müdahale etmemek gerekmektedir, bu şekilde çocuk dış dünyadan algıladıklarını kendi algılarıyla birleştirerek 'kendi' ürününü ortaya koyacaktır. Anne ve babalar çocuklarına ancak motive etmek ve öğretmek amaçlı küçük yardımlarda bulunmalıdır. Çocuk çizdiği resmi anlatmak isterse anne ve babalar onu yorumsuz dinlemelidir. Çünkü şu unutulmamalıdır ki; resim çocuğu anlama ve tanımada
oyun kadar önemli bir araçtır.

Çocukların Renk Tercihleri

  Çocukların renk tercihleriyle ilgili olarak yapılan bir araştırmaya göre erkek çocuklar kırmızı, kızlar ise pembeyi tercih etmiş. Doç. Dr. Erol Burdurlu ile araştırma görevlileri Cankız Elibol ve Yılmaz Kılıç tarafından gerçekleştirilen araştırmada, oyuncağın beğenilmesi ve oynanmasında renk önemli bir faktör olduğuna dikkat çekilmiş.
Pembenin dışında mavi, sarı ve kırmızı kız çocuklar tarafından en fazla tercih edilen diğer renkler olurken, erkeklerde ise mavi, mor ve sarı renkler alternatif olarak öne çıkmış. Kızlar tarafından hiç tercih edilmeyen renk siyah olurken, erkek çocukların en az tercih ettiği renk ise turuncu olmuş. Turuncu ayrıca ortak tercihler arasında da en son sırada yer almış.

www.bebek.com



 
Mar
02
    
minikzuzular | 02 Mart 2008 12:28 | etiket:  
 

Bebekler ağlamaya başladı mı anne - babalar ne yapacaklarını şaşırırlar. Hele de ilk bebekleri ise daha çok panik yaşarlar. İstanbul Parenting Class'dan Uzman Psikolog Sinem Olcay "bebeğim neden ağlıyor" sorusunun yanıtını anne ve babalar ile paylaşıyor.

- Yeni doğan bebeklerin çok ağlamasının bir sebebi var mıdır?

Bebekler sıkıntı veren her durumda teselli bulmak için yardım aramaya programlanmıştır. Bebeğinizin ağlaması, beyni henüz yeterince gelişmediği için tek başına başa çıkamadığı yoğun duygular ve korku veren bedensel hisler için sizden yardım istemesi anlamına gelir. Bebekler ciğerlerini geliştirmek, sizi kontrol etmek için ya da hiçbir neden olmadan boşu boşuna ağlamazlar. Mutsuz olduklarında, bir şey gerçekten canlarını sıktığında size haber vermek ve sizin yardımınızı almak için ağlarlar. Tüm türler arasında doğduğunda en olgunlaşmamış durumda olan insan yavrusudur. Aslında bebeklerin gebelik süresini anne karnının dışında tamamladığını söyleyebiliriz. Freud'un insan yavrusu için ‘dünyaya tamamlanmamış olarak gelir' demesi doğrudur. Yeni doğmuş bir bebeği dışarıdaki bir cenin gibi düşünebiliriz. İşte bu nedenle yani doğduklarında yeterince olgunlaşmış durumda olmadıkları için bebekler çok hassastırlar. Sıkıntıya karşı çok duyarlıdırlar.

- Bebeklerin ağlamasına en çok sebebiyet veren durum nedir?

Bebekler hem fiziksel hem de duygusal pek çok nedenden ötürü ağlayabilirler. Bir bebek, yorgun ya da aç olduğu ya da bir yetişkinin çok mırıldanması dolayısıyla fazla uyarıldığı için ağlayabilir. Ayrıca bebekler; çok parlak, çok sert, çok soğuk, çok sıcak, çok ani uyaranlar, durumlar ve olayları şok olarak algılayabilir, tehlike korkusuna kapılabilirler.

- Annelerin ağlamanın ne anlama geldiğini anlama şansı var mıdır?

İlk başlarda ağlamanın ne anlama geldiğini çözmek zor olabilir ama zamanla ağlamaları çok daha doğru bir şekilde okumayı öğreneceksiniz. Örneğin; zamanla açlık ağlamasını yorgunluk ağlamasından ayırt etmeye başlayacaksınız. Bazen ise ağlamanın nedeninin kesinlikle bilemeyeceksiniz. Ama bunun bir önemi yoktur. Önemli olan bebeğin paniğini ve acısını ciddiye almanız ve sakinleşmesi için ona yardımcı olmanızdır.

- Bebekler en çok ne zaman ağlar?

Ağlama, bebek 3-6 haftalık olduğunda en yüksek seviyededir. Bebek, 12-16 haftalık olduğunda ise azalır. Bunun nedeni bu dönemde bebeklerin hareket kabiliyetinin yükselmesi, bir şeyleri tutup onlarla oyun oynayabilmeleri dolayısıyla artık daha az sıkılma ve engellenme yaşıyor olmalarıdır. Daha büyük bebekler ve 3-4 yaşına kadar çocuklar, dünyaya geçişin yarattığı şok oldukça azalmasına rağmen açlık, soğuk, yorgunluk, hastalık gibi sebepler yüzünde hala ağlamaya devam ederler. Bunun yanında, ağlamaya neden olan yeni hisler eklenmiştir. Bağ kurduğu ebeveynden ayrılma korkusunun yarattığı panik yüzünden ağlayabilirler. Büyüdükçe hoşlandıkları ve hoşlanmadıkları şeyler; onları korkutan ya da huzursuz eden şeyler netleşir ve her biri bir ağlama nedeni olabilir. Konuşamayan bir çocuk için ağlama genelde ‘hayır' anlamına gelir. ‘Hayır bir başkasının kucağına gitmek istemiyorum' ‘Hayır bu tulumu giydirmenden hoşlanmıyorum.'

- Bebek ağladığında ne yapmak gerekir?

Bebeklere her ağladıklarında müdahale etmek, sakinleşmeleri için yardımcı olmak gerekir. Bir bebeğin uzun süreli olarak sıkıntılı durumda bırakılmasının gelişimsel açıdan büyük sakıncaları vardır. Ağlamasına uzun süre cevap verilmeyen bebekler aşırı-duyarlı bir stres algılama sistemi geliştirebilirler. Bu demek oluyor ki, ileriki zamanlarda dünyayı ve yaşadıklarını algılama biçimleri her şey mükemmel olsa bile endişe ve tehdit duygularıyla gölgelenebilir.

Bebeğinizin kendi kendine sakinleşmesini beklemenizin hem beyin hem beden gelişimi bakımından çok olumsuz etkileri olabilir. Bir bebek, ağlamayla kaybettiği kontrolünü kendisi yerine getiremez, bunu sadece siz yapabilirsiniz. O nedenle bebeklerin her ağlamasına tutarlı şekilde cevap vermek gerekir. Araştırma ve gözlemler göstermekte ki ağlamalarına tutarlı şekilde cevap verilen bebekler ilerleyen zamanda daha az ağlayan, daha mutlu ve daha kolay sakinleştirilebilen çocuklar oluyorlar.

www.bebek.com


 
Şub
25
    
minikzuzular | 25 Şubat 2008 18:33 | etiket:  
Hangi anne-baba çocuğunu sevmez ki? Her anne-baba çocuğunu sever. Ancak her çocuk anne-babası tarafından sevildiğini hissetmemektedir. DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü Psikolog Şeyda Özdalga “Bu iki farklı sonucun ortaya çıkmasına sebep olan şey iletişimdir. Sevgisini ifade eden, çocuğun sevildiğini hissedeceği faaliyetlerde bulunan, takdir ve onay gören anne-babanın çocukları sevildiğini hissetmektedirler.” diyerek sevgiyi anlatmakla ilgili önerileri sizlerle paylaşıyor.
Sevgi, bir insanın bir kişi, durum ya da nesneye ilgi ve bağlılık duygusudur. Sevginin davranışa yansıyan şekli ise, sevgi dolu gözlerle bakmak, dokunmak, öpmek, güzel sözler söylemek, zamanı paylaşmak, öncelik vermek, onu düşünmektir. Bu ilgi ve bağlılık koşullara rağmen gerçekleştiğinde gerçek sevgiden söz edebiliriz. Güzeli, iyiyi, becerikliyi, akıllıyı, yetenekliyi sevmek kolaylıkla gerçekleşir. Sevginin verilmediği, verilemediği durumlarda kişinin kendisiyle ya da çevresindeki koşullarla ilgili bir sorun vardır. Bu sorunlara sağlıklı bakış açıları geliştiren birey sevgiyi öğrenir ve öğretebilir. Peki çocuğa sevgi nasıl öğretilebilir? Çocuğun sevmeyi öğrenmesi için öncelikle isteyerek dünyaya getirilen bir çocuk olduğunu hissetmeli ve bilmelidir. Yaşamı sevgi ile algılayıp, sevgiyi alıp vermesi bu temel üzerine atılır. DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü Çocuk ve Genç Bölümü Psikolog Şeyda Özdalga bu soruya şöyle yanıt veriyor: “İlk bir yıl içinde beslenme, sevgi ve güven ihtiyacının karşılanması için anne ve babanın yaklaşımı önemlidir. Emzirmek hem bedensel hem de duygusal olarak onu besler. Sevginin bebek için hissedilmesi için onun beslenme, uyku, temizlik gibi temel ihtiyaçlarının karşılanması ile birlikte annenin sakin ve sabırlı yaklaşım ile yanında olması, ses tonu, sevgi dolu bakışlarıyla sınırsız sevginin verilmesi sağlanır. Çocuğa sevgiyi öğretmenin yolu sevgi dolu, sevgiyi verebilen ebeveynlerden geçer.
Çocuklar Farklı Sever
Sevginin dili ortak olmakla beraber, Çocuklar sevgi ihtiyaçlarını davranış ve sözleriyle ifade ederler. Ebeveynlerinden ayrılmalarına tepki gösterir, her tür koşulda birlikte olmayı talep ederler aynı zamanda koşulsuz severler. Ebeveynler ise koşul koymaya başlayarak farkında olmadan sevgilerini engellemeye başlarlar. Çocuklarının davranışlarına, kişilik yapılarına, başarı durumlarına, fiziki özelliklerine ve ebeveynlerin kendi kişisel ihtiyaçlarının engellenmesine, iletişim becerilerine, eşler arasındaki ilişki koşullarına ve kendi çocukluklarında aldıkları sevgi modeline göre sevgiyi koşullandırırlar. Anne babalar öğrenmiş oldukları sevgi modelleriyle çocuklarına sevgiyi öğretirler. Eşinin sevmediği bir özelliğini çocuğunda gören, okulda kendince tanımladığı başarı özelliklerini göstermediğini düşünen, başarılı olduğu halde en mükemmelini talep eden, eleştiri ve yargılayıcı iletişim kurabilen, maddi ve manevi sorunları olan yetişkinler sevgilerini verme konusunda da sorun yaşarlar. “Anne baba arasındaki sevgi çocuğa nasıl aktarılabilir? Bir çocuk için, anne-babası çok önemlidir. Anne-babası tarafından sevildiğini hisseden çocuk kendini değerli hisseder. Kendini değerli gören çocuğun özgüveni yüksektir ve yeni şeyler denemekten çekinmez. Çocuklar anne baba arasındaki sevgi dolu ilişki modeline göre gelecekte ilişkilerini şekillendirirler. Aile içindeki ilişki, düşünce ve inanç sistemlerini etkiler. Bu nedenle olumsuz karşılıklı geri bildirimler zarar vericidir. Onun için ebeveynler diğerinin varlığı ya da yokluğunda çocuğuna, diğer kişiye yönelik olumsuz ve aşağılayıcı ifadeler hatta olumsuz hitapların olduğu şakalar kullanmamalıdır. Şeyda Özdalga, “Eşler çocuklarını kendi bireysel ya da ailesel çatışmalarını dinleyecek terapistler haline getirmemelidirler. “ diyerek şöyle devam ediyor: “Anlaşmazlık ve tartışmanın düzeyi çocuğun algısında farklı boyuttadır. Biraz yüksek ses tonunu çocuk çok fazla, travmatik algılayabilir. Sağlıklı iletişimin yolu karşındakini anlamaktan geçer, onun dediğini kabul etmekten değil. Çocuğun önünde tartışmamak, ya da uygun boyutlarda sadece fikir çatışması yapabilmek gelişmiş bir iletişim becerisi ve düşünce yapısı gerektirir. Sabah kalktığında birbirine “günaydın” diyen, bakışlarıyla, davranışlarıyla, sözleriyle birbirine sevgilerini ifade edebilen anne baba arasında çocuk kendini huzur, güven ve sevgi ortamında bulacaktır. Bu koşulların içindeki ufak çatışmalar çocuk için de tolere edici olacaktır.” “Çocuğa sevgiyi öğretmenin yolları Sevgiyi bakışları, sözcükleri, davranışları, paylaştıkları, onları düşündüklerini göstermeleri ile koşulsuz sevgilerini sunarak öğretebilirler. Şeyda Özdalga şunları söylüyor:
    ●Çocuklarla zaman geçirmenin etkisi araştırmalarda da kanıtlanmış, anne ve bebeği arasında doğumu izleyen ilk günler, haftalar, aylar arasındaki sağlıklı temasın, çocuğun ilerdeki kişilik ve davranış bozukluklarını önemli bir miktarda indirgediği bilinmektedir. Temas bebek ağlamasında azalmaya, çocuğun büyüme hızında artmaya ve annenin güveninin güçlenmesine neden olmaktadır. Annenin çalışması gerektiği durumlarda, çocuğuna bakan kişinin aynı yaklaşım ve iletişimde olmasına özen göstermelidir.

    ●Annenin vereceği özel zamanlar akşam yorgun olunan, can sıkıcı işlerin beklediği zamanlar olamaz. Yaşamı gidişine bırakmadan, çocuğu büyümeye terk etmeden, ya da tüm hayatını çocuğuna vermek de olmamalıdır. Özel aile zamanları yaratmak, yakın arkadaş veya akrabaların ziyaret edilmesi, rahat ve bilgilendirici zaman için müze, hayvanat bahçesi gezmek, tüm aile fertlerinin katıldığı, yiyeceklerin hep beraber hazırlandığı, gidilecek yerin beraber belirlendiği, yemek öncesi ve sonrası aktivitelerinin hep beraber ayarlandığı bir piknik düzenlenebilir. Yakın çevre tarihi yerler gezilebilir, parka gidilebilir, beraber spor yapılabilir. Çocuğun özel ve önemli olaylarında yanında olmak, veli toplantılarına, gösterilerine katılmak, karne günlerinde yanında olmak onun değer bulmasını ve sevildiğini hissetmesini sağlar.

    ●Çocuklar büyüdükten ve okula gitmeye başladıktan sonra altı yedi saatlik zaman diliminden sonra eve geldiklerinde erişkinin koruması altında rahatlamak, günlerini karşılıklı diyaloglarla paylaşmak, neşe ve hayal kırıklıklarını aktarmak isterler. Evde bulunmasanız da bu destek telefonla verilebilmelidir. Zaman ayrılmayan çocuklar kabul görmeme, çoğunlukla derine yerleşen kızgınlık ile değersizlik hisleri içinde olurlar.

    ●Anne-babalar, çocuklarına karşı sevgi sözcükleri kullanmakta her zaman cömert davranmazlar. Hayat karmaşası içinde, bu güzel sözcükleri unutuvermektedirler. Bazen “çocukların şımaracağı inancı, bazen bizim kendilerini sevdiğimizi zaten biliyorlar düşüncesindedirler. ”Çocuklarınızı sevin” kavramından anlaşılacak olan çocuklara onları sevdiğimizi hissettirmektir. Yoksa hangi anne-baba çocuğunu sevmez ki? Her anne-baba çocuğunu sevmektedir. Ancak her çocuk anne-babası tarafından sevildiğini hissetmemektedir. Bu iki farklı sonucun ortaya çıkmasına sebep olan şey iletişimdir. Sevgisini ifade eden, çocuğun sevildiğini hissedeceği faaliyetlerde bulunan, takdir ve onay gören anne-babanın çocukları sevildiğini hissetmektedirler. Sevgi sözcüklerini kullanmayı ihmal eden ya da çocuğuyla beraber zaman geçirmeyen, onlara vakit ayırmayan anne- babaların çocukları ise sevildiklerini hissedememektedirler.

    ●Sevgi önemli bir değerdir. Bu değere sahip olan insanlar, değerli işler yapmak için istekli olmakta ve değerli işler yapabilme cesaretine sahip olmaktadırlar. Sevgiden mahrum olan bireyler, hayatlarını sevgi arayışı içinde sürdürmektedirler. Bir anne-babanın çocuğuna vereceği en değerli şey, sevgidir. Anne-babanın çocuğuna karşı en temel görevi; sevgiyi hissettirmek ve sevmeyi öğretmektir.